When I moved from Egypt to Turkey in 2012, I arrived as a fresh graduate and a young person deeply affected by the Arab Spring. Like many of my generation during that turbulent time, I was aiming for a better future, driven by the desire to receive a good education and eventually return to benefit my country.
My academic path initially led me to look at countries through formal frameworks, such as comparing the import substitution industrialization periods of Egypt and Turkey for my master's thesis. However, living in Istanbul for over a decade while maintaining close ties to Cairo has taught me that the truest economic and social realities are often found in the rhythms of daily life rather than in textbook indicators alone.
The connections between Turkey and Egypt are visible in the most ordinary places: the shared vocabulary in our languages, the familiar warmth of a neighborhood market, and the central role that family and community play in navigating economic uncertainty. In both Cairo and Istanbul, informal networks and social trust are not abstract concepts; they are practical, everyday mechanisms that people rely on to support one another and build resilience.
Kahire ile İstanbul Arasında
2012 yılında Mısır'dan Türkiye'ye taşındığımda, Arap Baharı'ndan derinden etkilenmiş, geleceğe dair umutları olan genç bir üniversite mezunuydum. O fırtınalı dönemde kendi kuşağımdan pek çok kişi gibi ben de iyi bir eğitim alıp, günün birinde ülkeme faydalı bir birey olarak geri dönme arzusuyla daha iyi bir geleceği hedefliyordum.
Akademik yolculuğum başlangıçta beni ülkelere kurumsal ve resmi pencerelerden bakmaya yöneltti; nitekim yüksek lisans tezimde Mısır ve Türkiye'nin ithal ikameci sanayileşme dönemlerini karşılaştırmıştım. Ancak, Kahire ile olan sıkı bağlarımı hiç koparmadan on yılı aşkın bir süredir İstanbul'da yaşamak bana en gerçek ekonomik ve toplumsal gerçeklerin yalnızca ders kitabı göstergelerinde değil, genellikle gündelik hayatın kendi ritminde saklı olduğunu öğretti.
Türkiye ve Mısır arasındaki bağlar en sıradan yerlerde bile kendini açıkça gösteriyor: dillerimizdeki ortak kelimelerde, bir mahalle pazarının o tanıdık sıcaklığında, ekonomik belirsizliklerle mücadele ederken aile ve mahalle kültürünün üstlendiği o merkezi rolde. Hem Kahire'de hem de İstanbul'da, resmi olmayan dayanışma ağları ve toplumsal güven asla soyut kavramlar değildir; aksine insanların birbirine destek olmak ve hayata tutunmak için her gün güvendiği, hayatın içinden pratik mekanizmalardır.
بين القاهرة وإسطنبول
عندما انتقلتُ من مصر إلى تركيا في عام 2012، وصلتُ كخريجة حديثة وشابة تأثرتْ عميقاً بأحداث الربيع العربي. ومثل الكثيرين من أبناء جيلي في تلك الفترة العصيبة، كنتُ أطمح إلى مستقبل أفضل، مدفوعةً برغبة قوية في تلقي تعليم جيد والعودة يوماً ما لأفيد وطني.
لقد قادني مساري الأكاديمي في البداية إلى النظر إلى الدول من خلال أطر رسمية، مثل مقارنة فترات التصنيع لإحلال الواردات بين مصر وتركيا في أطروحتي للماجستير. ومع ذلك، فإن العيش في إسطنبول لأكثر من عقد من الزمان مع الحفاظ على روابط وثيقة بالقاهرة قد علمني أن الحقائق الاقتصادية والاجتماعية الأكثر صدقاً غالباً ما توجد في إيقاعات الحياة اليومية، وليس في مؤشرات الكتب المدرسية وحدها.
إن الروابط بين تركيا ومصر تتجلى في الأماكن الأكثر بساطة: في الكلمات المشتركة بين لغاتنا، وفي الدفء المألوف لأسواق الأحياء الشعبية، وفي الدور المحوري الذي تلعبه العائلة والمجتمع المحلي في مواجهة التقلبات الاقتصادية. ففي القاهرة وإسطنبول على حد سواء، لا تبدو الشبكات غير الرسمية والثقة الاجتماعية مفاهيم مجردة؛ بل هي آليات عملية يومية يعتمد عليها الناس لدعم بعضهم البعض وبناء القدرة على الصمود.